Ders saati pazarlıkları :)

Ders duyuruları ile birlikte pazarlık sezonu da açılır. Anlatayım…

Derslere başlamayı düşünen yeni öğrencilerden henüz tanışmadıklarım konuya “Programı uydurmam çok zor.” diyerek yaklaşırken daha samimi olduklarımın ilk sorusu genelde şöyle oluyor:

“Bu derslerin saat 10:00’da başlayanı yok mu?”

Canlarım benim! (Onlar kendilerini bilir 😄) Olur tabii, saat 10:00’a koyarız, neden olmasın? Sizi mi kıracağım? Ama kırmalıyım. Bunu siz kendi kendinize yapmadığınız, yapamadığınız için benim yapmam gerek.

Zihin kalıplarımızın, alışkanlıklarımızın dışına çıkabilmek, hayatı daha geniş bir yerden yaşayabilmek için yoga çalışmaya bir hocayla başlamak, sadece hareketleri öğrenmek için değil, kendimizi doğru bildiklerimizin ötesine taşıyabilmek için de mühim.

Bize kalsa hep bildiğimiz ve sevdiğimiz asanalarda takılıp, zor olanlara uğrasak bile 2-3 nefesle yetiniriz. İçimizden de deriz, bu hareket bana iyi gelmiyor, bedenim istemiyor. Halbuki Dr. Svoboda’nın dediği gibi, kaçımızın zihni, iç sesini duyacak kadar sakin ki?

Bizim iç ses zannettiğimiz genellikle çocukluktan beri kendi duvarlarını oluşturmuş zihnimizin sözleri. Zihin aslında burada tam olarak işini yapıyor. Bizi hayatta tutabilmek için belki biraz sıkıntılı olsa da bildiği, sürprizlerin olmadığı çerçevede kararlar almamızı sağlıyor.

Ama biliyoruz ki her ne kadar son derece gelişmiş olsa bile insan zihni, evrende olup biten her şeyi, bütün ihtimalleri algılayabilecek ve işleyebilecek kapasitede değil. Yoganın yaptığı da özetle bu aslında. Sadece bedenimizi esnetmek, güçlendirmek değil, dikkati nefes ile bedene yönelterek zihni dinginleştirmek ve bir nevi zihni de esnetmek.

Bu sebeple içinizde kendinizle çalışmaya dair bir direnç varsa (ama ders çok erken saatte, ama zaten bütün hafta erken kalkıyorum, zaten hiç esnek değilim,…), ona bir de bahsettiğim şekilde bakın. Kendinize zarar verecek şeyleri tabii ki yapmayın. Örneğin yeni ameliyat olduysanız yogaya başlamadan evvel kendinize en az altı ay zaman verin. Sonra kendinizi bir süre, bu yolda daha önce yürümüş, yürümeye devam eden, gönlünüze hitap eden bir hocaya açın. Herşeyi bilmek, karar vermek zorunda olmadan, onun tuttuğu ritmi izleyin. Belki, ufacık bir aralıktan evrenin ritmiyle bir ahenk sağlanır, sonra döneriz gündelik koşuşturmalarımıza. Ve sonra belki yeniden…

Kendi kendine randevulaşmak

Geçen gün sevgili @bektil ‘den müthiş bir laf öğrendim. O da babaannesinden duymuş…

“Çağırsalar gitmesem, çağırmasalar laf etsem.”

Ah, dedim, bu tam ben. +1’ledim kafamda.

Her ne kadar sosyal bir düzenin parçası olsak da, aidiyet şu hayattaki en temel ihtiyaçlarımızdan olsa da, benim gibi bazı insanlar günün bir kısmını tek başlarına geçirmek ister. Bu mümkün olmadığında eskiyen cep telefonlarının şarjı her baktığında üçer beşer azalır ya, onun gibi bizim de gün içinde gittikçe hızlanarak enerjimiz çekilir, pek çok işi yapmaya takatimiz kalmaz, tahammülümüz azalır.

Belki bu yüzden ben yogayı bu kadar sevdim. Her gün kendimle buluşmaya fırsat verdiği için. Aslında bu buluşmaları sadece benim gibi içe dönük yapıdakiler için değil, günümüzde sinir sistemi sürekli dışarıdan bombardımana uğrayan, kendi kendini sakinleştirme yöntemlerini unutmuş herkes için elzem buluyorum. Bu illa yoga olmak zorunda değil. Örgü örmek, mesela, bir çok uzman tarafından öneriliyor. Ama bir göz televizyonda dizi izleyerek değil tabii 😉

Kalıpları kırmak, alışkanlıkları değiştirmek, hele ki evin düzenini ayarlamak, sabah erken kalkmak zor, biliyorum. Onun için hocalarımız var. Onların gözetiminde çalışıyor, tereddüte düştüğümüzde onlardan destek alıyoruz. Ama o ilk adımı atmak mühim, orada iş kişinin kendisinde…

Hatha Yoga yolunu seçenler için yeni kurs tarihi yaklaşıyor! 12 Eylül’e az kaldı! Kayıtlarınızı tamamlamak için bana yazın: yogayca@gmail.com

Shadow Yoga hakkında bir kaç söz…

“Shadow Yoga, Sundernath’ın (Shandor Remete) geliştirdiği bir Hatha Yoga sistemidir. Kaynağını kadim Hatha Yoga metinleri ile Sundernath’ın ömürlük yoga eğitimi ve tecrübesinden alır…”

http://www.shadowyogaturkiye.com

Bu sistemde son derece sade hareketlerin titizlikle dizilmesi ile yapılan çalışmalar, uzuvlara doğal hareketlerini kazandırırken bedende akan Can’ın önündeki tıkanıklıklar da nefesin belirli bir ritimde seyretmesiyle yavaş yavaş temizlenir. İncelikle tasarlanmış bir yoga çalışmasının sonunda hissedilen dinginlik hali, zihnin nefesin muntazam ritmini takip etmesi ve böylece sinir sisteminin sakinleşmesi ile ortaya çıkar.

Fotoğraftaki asana: Hiranya Kurma / Kurmastana / Altın Kaplumbağa

İç ateşi harlayarak özellikle sakrum ve kuyruk sokumu bölgesindeki tıkanıklıklar üzerinde etkilidir. Buradaki sıkışmalar temizlendikçe Can’ın aşağı yöndeki hareketi (apanavayu) kuvvetlenir. Apanavayu, ense kökünden topuklara kadar bedenin büyük bir kısmını kaplar ve her türlü boşaltımdan sorumludur. Artık günümüz hastalıklarının pek çoğunun iyi işlemeyen boşaltım sisteminden kaynaklandığını biliyoruz. Shadow Yoga okulunda ilk yıllarda bol bol apanavayu’yu canlandıracak hareketleri yapmamızın sebeplerinden biri de bu.

Derslerde odağımız sadece hareketler değil. Yukarıdaki örnekteki gibi, hareketleri yaparken nefese odaklanan zihne, bedenin daha ince katmanlarındaki enerji anatomisine ve yoga felsefesine değinerek neyi neden yaptığımızı daha derinden kavrayacağız.

Shadow Yoga Başlangıç Kursu 12 Eylül Pazar günü Zoom üzerinden başlıyor!
Siz de katılmak veya daha fazla bilgi almak isterseniz yogayca@gmail.com’a yazar mısınız? @shadow_yoga#shadowyogaturkiye #hathayoga

2021-2022 Online Kurslar

Kısa bir zaman diliminde pek çok duygudan duyguya savrulduk. Yorgunuz, şaşkınız. Yeri geliyor, yiten, kavrulan canların yanında insan kendi duygularını bile hissetmekten, kendine bakmaktan utanıyor. Halbuki yapmamız gereken tam da bu! Diğer bütün maddi, manevi, fiziksel, sosyal yardımın yanı sıra, hayata verebileceğimiz en kıymetli katkı, kendisine bakabilen insanlar olabilmek. 

İnsan iç dünyasını gözlemledikçe ilk şaşkınlığı, ne kadar otomatik tepkiler çerçevesinde yaşadığını fark ettiğinde yaşar. Kendisiyle baş başa kalıp çalıştıkça, yavaş yavaş tepkiselliği durulur, olan bitene daha geniş bir açıdan bakmaya başlar, doğru bildiklerinden başka ihtimaller olduğunu görür. Duygusallığı hafifledikçe duyarlılığı artar kişinin. Ve böylece daha samimi, hakiki doğasına daha yakın bir yerden yaşar hayatı. 

Günümüzde bunun için bir çok araç var artık. Benim bildiğim, inandığım ve öğrettiğim araç Hatha Yoga. Sadece fiziksel hareketlerle sınırlı kalmayan, varlığın Can katmanını işleyerek kalıplarımızı azar azar, sabırla soyduğumuz uzun soluklu bir çalışma. 

Eylül ayında yeni bir Shadow Yoga başlangıç sınıfı açacağım. Siz de kapalı bir grup içerisinde düzenli bir çalışmaya dahil olmak, Hatha Yoga’yı geleneklerine uygun, en temelden başlayarak adım adım öğrenmek isterseniz yogayca@gmail.com ‘dan bana yazın. Dersler her seviyeden öğrenciye açık. Herhangi bir yoga/spor/pilates tecrübesi, esneklik, yetenek gerektirmez. Niyet, azim ve sebat yeterlidir 😄

Dersler başladıktan sonra daha önceden Shadow Yoga çalışmış olanlar haricinde aradan öğrenci alamayacağım. Görüşmek üzere 🧡 @shadow_yoga#shadowyogaturkiye#shadowyogatürkiye#shadowyogaistanbul#shadowyogaturkey #hathayoga

Yogaya boşluk açmak

En son yazıyı beklentisizlikten bahsetmek üzere bitirmiştim. Ancak yine ‘boşluk’a kaydı kelimelerim. Kaydı, çünkü bu aralar bazı öğrencilerimin ve çevremdekilerin nasıl dönüşmek isteyip, yogaya (ya da herhangi bir başka manevi ya da yaratıcı çalışmaya) başlayıp, sonra tekrar yavaş yavaş tanıdık, bildik hallerine kolayca geri meylettiklerini, bu çalışmaları ya bıraktıklarını, ya da ancak hoca ile buluştukça yaptıklarını görüyorum. Yoga, hayata bir türlü dahil olamıyor çünkü hali hazırda tıka basa (zannettiğimiz) günlerimize, yapılması gereken bir aktivite olarak sokuşturmak istiyoruz. Öncelikleri yeniden sıralamadan, aklımızın yetişilecek toplantıda, kulağımızın telefonda, gözümüzün pencerede olmadığı, tamamen ona özel bir zaman ayırmadan yani ona boşluk açmadan yapılırsa yoga, içeriden filizlenen bir halden ziyade dışarıdan yaptırılan bir faaliyet olarak kalır. Bir süre sonra da zaten kendiliğinden söner. 

Yukarıda dönüşmek dedim ama öyle bambaşka hallere bürünmekten bahsetmiyorum. Tam da asıl olduğun özgün halin üstündeki tozları silip ortaya çıkarmaktır dönüşmek. Fakat bu öyle hemen ve kolayca olacak bir şey değildir. Zira Dr. Gabor Mate’nin de vurguladığı bir konu var ki, özgün olmak ve bağlanmak insanın iki temel ihtiyacı. Ancak bağlanma ihtiyacı daha baskın olduğundan, çoğu zaman ait hissedebilmek için hiç düşünmeden, farkında bile olmadan özgünlüğümüzden ödün veriyor, üstünü örtüp olmamız gerektiğini düşündüğümüz rollere bürünüyoruz. 

Yılların, belki genetik kodlarımız nedeniyle yüz yılların getirdiği bu örtüler, tozlar, kabuklar birkaç ayda temizlenmez. Düzenli çaba ister. Bize beklentisizliği hatırlatır. (Bu konuya da geleceğiz başka bir yazıda.) ‘E hani değişen bir şey yok’ vızıltısını duysak bile çok da kale almamayı öğretir, çünkü biliriz ki bu, yeniliğe direnen zihnin söylenmesinden başka bir şey değildir. 

Ah bir bilseniz, büründüğümüz rolü sürdürmek, dönüşmekten çok daha fazla çaba gerektirir. 

Yoga öğrenmek isteyenlere aktarmak istediğim en temel ilkelerden biri bütün hareketlerin pür dikkat, kesintisiz ve nefesle uyum içinde yapılması ise, bir diğeri de yoganın (ya da herhangi bir manevi ya da yaratıcı çalışmanın) bir disiplin işi olduğu, belli bir düzende sürdürülmesidir. Bedendeki ve zihindeki kabuklar ancak çalışmada bir ritim tutturulduğunda çatlamaya başlar. Dalgaların kıyıdaki kayaları yüz hatta bin yıllar içinde aşındırması gibi, emek emek, kıvrım kıvrım…

Bunun için de haftada bir hocayla buluşmanın yoga yapmak değil, yoga öğrenmek olduğunu, yoga yapmanın saatlerce değil, belki on-onbeş dakika ama sık sık (mümkünse her gün) ve ancak kendi kendinize kaldığınızda filizleneceğini söylediğimde şaşırabilirsiniz. Ne de olsa günümüzde yoga öğretilirken gelinen noktada alıştık topluca birisinin bir şeyler yaptırmasına, ne zaman nefes alacağımızı ne zaman kolumuzu kaldıracağımızı söylemesine. Evet, gidin derslere, öğrenin, ama eve döndüğünüzde (mümkünse her gün) kendi kendinize yapın öğrendiklerinizi. Yapın ki kendi sessizliğinizde kör noktalarınızı görün, kendi dönüşümünüzün sorumluluğunu alın. Ama işte dedim ya, zihin kıvraktır. Hemen sizi bu girdiğiniz yoldan caydırmaya çalışır. Fena bir amacı yoktur. Kendince sizi belirsizliklerden korumak ve böylece dünya üstündeki varlığınızı devam ettirmek ister. 

Bu disiplinli çaba, ilk bakışta katı gelebilir. Çünkü insan hazzı arar, acıdan, daha doğrusu acı vereceğini zannettiği şeyden kaçar. Ama asıl acıyı, yavaş yavaş ısıtılan suda haşlanan ıstakoz misali, özgün halimizden farklı yaşamayı sürdürmek verir. Ancak zihin, bildiği, alıştığı sığ ve yapışkan bataklıklarda debelenmeyi, bilmediği engin denizlerde yüzmeye tercih eder. Bu sebeple de sürekli hikayeler ve bahaneler üretir, yoğunsun, yorgunsun der, kendine bir iş çıkarır (aslında denese belki o iş/toplantı başka bir saatte yapılabilir), bütün gün aileni görmedin ne yogası diye uzatır, huysuzlanır. Aslında içten içe bilir, o onbeş dakikalık yogadan sonra aileyle geçirilecek kısa bir zaman, yogasız geçirilen daha uzun vakitlerdeki ilişkimizden daha derin bir bağ kurmamızı sağlayacaktır. Yine de boşver der, gel ailecek televizyona bakalım.

Bu sebeple zordur yogaya boşluk açmak. Bolca emek, sevgi, adanmışlık ister. Hayatımızdan fazlalıkları arındırmayı gerektirir (bakınız bir önceki yazı). Genelde yatmadan önce o son bir telefona bakayım dediğimiz, bizi beslemeyen avareliklere sardığımız, sakız gibi uzayan toplantıları bitiremediğimiz, sınır çizemediğimiz her an, istemeye istemeye ayıp olmasın diye yaptığımız her iş, arındırılacak bir fazlalıktır. Bu anları ufak detaylar olarak görebilirsiniz. Üst üste koyduğunuzda, alın size kocaman bir yoga zamanı.

Ve biraz da kontrol etme takıntımızı, bizsiz işlerin yürümeyeceği inancını bırakmayı, yardım istemeyi ve işleri paylaştırmayı öğreniriz bu süreçte. Yogaya ilk başladığımda çocuklarım küçüktü. Hakkını vermem lazım, eşim hep çok ilgili ve yardımcı bir baba oldu. Yine de yoga derslerinin olduğu uzun saatler boyunca onları yalnız bırakma fikrini biraz gözümde büyütmüştüm. ‘Bir ay denerim, olmazsa bırakırım.’ dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Sonra baktım, ben yokken kimse aç kalmamış, zehirlenmemiş, ortalık savaş alanına dönmemiş, devamı geldi. Bu sadece benden bir örnek. Nice arkadaşlarım var ki iş yerinde öğlen tatilinde kendine kullanılmayan bir toplantı odası köşesi bulan, ya da işi gereği ayın yarısını dünyanın uzak diyarlarında geçirirken her gittiği otel odasında kendine bir sunak kuran ve buralarda yoga yapan. Onların bu emeği, sevgisi bana ilham olmuştu. Umarım ben de buradan size aktarabilmişimdir.

Ancak bir önceki yazımda da demiştim ya, yol dümdüz değildir diye. Önümüze her zaman gül bahçeleri çıkmaz, canımız acır, sıkılır, itinayla görmezden geldiklerimizi pat diye karşımızda buluruz. Ama bizi özgürlüğe taşıyacak olan, tam da halının altına süpürdüklerimizdir. Sevmediğimiz bir asanada kalırken o halıyı ucundan kaldırıp altına bakmak, uyanan hisleri, verdiğimiz tepkileri izlemektir. Bunu yaptıkça yaptıkça o tepkiler (öflemek, ahlamak, söylenmek, şikayet etmek,…) yumuşar. O sıkıntılı durumda, ki bu hayattaki sıkıntılı durumların bir yansımasıdır, tepki vermektense duruma cevap vermeye başlarız. İşte zihnin duygusallığına ve bildiği hikayelerine kaçmadan, o an ne gerektiriyorsa onu yapabilmek için yukarının sesinin kısılması gerekir ki asıl iç sesin cılız sözleri duyulsun.

Bu ilk zorlu dönemi atlatabilmek için tavsiyem, yüreğinize dokunan bir hoca bulun ve ona tutunun. Önce belki sırf ona ayıp olmasın diye derslere gideceksiniz, gösterdiklerini, dediklerini evde onun hatırına, kulaklarınızda onun sesiyle tekrarlayacaksınız. Sonra bir bakmışsınız, o bağ kuruluvermiş. İçinizde bir önceki yoganın sonundaki hisler ve bugünün neler getireceğinin merakı, alarmdan önce söylenmeden, hatta hevesle kalkmış, yoga köşenize geçmişsiniz bile. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Hoca da yavaş yavaş üzerinizden elini çeker ki içinizde tomurcuklanan sevgi, kendi yolunu bulsun. Artık yogaya boşluk açılmıştır. 

Boşlukla aranız nasıldır?

Diyelim ki gününüzü planladınız. Art arda dersleriniz, toplantılarınız, tamamlanacak işleriniz var. Sonra toplantılardan biri iptal oldu. 

Ya da birisiyle sohbet ediyorsunuz. Pek de samimi olmadığınız biri. Sohbet tıkandı, bir sessizlik girdi araya. 

Daha da uzatayım örnekleri…Bahar temizliği yaptınız, dolapları hafiflettiniz diyelim.  

Hemen yeni bir faaliyet/konu/eşya ile doldurur musunuz bu açılan boşlukları? Yoksa verimlilik/diğerini hoş tutma/sahiplenme telaşına düşmeden, ama miskinleşmeden/kendi düşüncelerinize kapılıp gitmeden de kalabilir misiniz?

Zihin boşlukları sevmez. Çapalanacak bir yer, etrafında dolanacak bir odak arar. Boşluklardaki ihtimallerin sonsuzluğu, eğitilmemiş bir zihni ürkütür. Ancak bahsettiğim uykulu, aylak bir boşluk değil. Bilhakis dingin ve olup biten her şeyin farkında bir genişlik değinmek istediğim. 

Yoganın bir boşluk yaratma sanatı olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Biz bir şeyler kazanmayacak mıydık yani? Esneklik, güç, sakinlik? Hocamın sonrasında gelen sorusu gayet manidardı: ‘Bu kadar tıka basa doluyken, yeni bir şeylerin yeşermesini nasıl bekliyorsunuz?’

Gerçekten de dopdoluyuz. Bedenimiz, genetik veya duruş bozukluklarından ve duygusal birikimlerden kaynaklanan tıkanıklıklarla, zihnimiz geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen düşüncelerle tutulmuş. Yine de tastamam, bütün, tatminkar hissedebilen var mı? 

Hatha Yoga’da ilk olarak fiziksel bedendeki fazlalıkları temizlemekle ve bu sayede boşluklar yaratmakla işe başlanır. Ne de olsa kadim metinlerde de yazdığı gibi ‘Beden ruhun meskeni, zihnin oyun bahçesi ve yaşam gücünü muhafaza eden kaptır.’ Hareketlerin nefesle ahengi, iç ateşi harlar. Böylece düzenli çalışmalarla bedendeki tıkanıklıklardan her gün belki ufacık minicik bir tortu daha ateşin dönüştürücü etkisiyle temizlenir, eklemler yumuşar. Akacak alan (boşluk!) bulan canın, Prana’nın, muntazam ritmiyle organlar ve uzuvlar güçlenir, kelimenin tam anlamıyla vücut ‘can’lanır. 

Evet, yoganın fiziksel meyveleri vardır. Ancak bu meyvelere takılıp kalmak, bir kitabın kapağının cazibesine kapılıp alıp okşayıp, içini açmadan kenara koymaya benzer. Bir süre sonra (bazılarında ilk dersten) yoga, duyularla algılanmayan fazlalıklarımız üzerinde de etki etmeye başlar. Yoga yaparken girdiğimiz asanalar, canı, Prana’yı bedenin balta girmemiş ormanlar misali daha önce hiç dokunulmamış, bakılmamış, görülmemiş yerlerine taşımaya başlar. Buralarda biriken duygusal ve düşünsel kalıplar, alışkanlıklar, takıntılar, korku ve kaygılar, endişeler, kısacası bizim zannettiğimiz, ancak özünde olduğumuz varlığı gölgeleyen kabuklar, yoga esnasında gün yüzüne çıkmaya başlar. Bu kalıpların üstüne bir kere dikkat deymeye görsün, üzerimizdeki etkisi azar azar yiter. Bu, Shadow Yoga okulunun kurucusu Shandor hocanın deyimiyle ‘ruhu ruh olmayan her şeyden ayrıştırmak’tır.

Özgürleşmeye giden yol, boşluklardan geçer. Yoga sırasında hareketler ve nefesler arasındaki boşluklar da bu yüzden kıymetlidir. Oralara fazla hareket eklemek (kaşınma, saçını, kıyafetini düzeltme, etrafa bakınma), o boşluğu ve oradan doğacak yeni bir filizin üzerini, daha baş göstermeden örtmek demektir. Ve ancak o boşluklarda durabildiğimizde gündelik zihnin sesleri dinginleşir, iç sesin fısıldadıkları inceden inceye duyulur belki. 

Bu sebeple hareketleri yaparken tutumumuz başarmak, ilerlemek veya diğer uçta başaramamak, yeterli olamamak düz çizgisinde değildir. Kazandığımız (veya kaybettiğimiz), elde ettiğimiz (veya kaçırdığımız), eklediğimiz bir şey yoktur çünkü. Yaptığımız bir şey varsa, o da fazlalıkları temizlemektir. 

Zaten yol da dümdüz değildir. Daireler, zikzaklar, spiraller, hatta U dönüşleriyle şaşırtır bizi. Belki bir taşa takılıp tökezleriz. Durup bakmak, tökezlemenin hissettirdiklerini fark etmek, söylenmeden, üstüne daha fazla hikaye eklemeden üstümüzü başımızı silkeleyip yeniden adım atabilmektir yoga. Sadece meyve yemeyi değil, taş temizlemeyi de barındırır. En nihayetinde de beklentisizliktir. Ona da bir başka yazıda değineyim…

Nedir bu Güce Adım?

İnsan yaşlandıkça bedeninin neresinden katılaşmaya başlar dersiniz? Ayak”kap”larına sokuşturduğumuz ayaklardan!

Kollarımızın üstüne kalkmadan önce, bizi taşıması için tasarlanmış ayaklara ve bacaklara can götürmek için çalışılan hazırlık serileri, Shadow Yoga’da önemli yer tutar. Zaten Shadow Yoga’ya başlangıç kurslarında öğretilen ilk prelüt olan Balakrama, “Güce Adım” anlamını taşır. 

7 Kasım’da başlayacak kursta da tam olarak buradan başlayacağız. Kursun detayları bio’daki linkte.

Son derece basit ancak derinden çalışan hareketlerle ayak parmakları, tabanlar, ayak bilekleri, kaval kemikleri, dizlerdeki tıkanıklıklar çözüldükçe agni (iç ateş) harlanacak, uyanan dahili güç, fiziksel, zihinsel ve duygusal kalıpları kırmaya başlayacak.

Güce adım atmak için bana yazın: yogayca@gmail.com #hathayoga#shadowyoga

Hırçınlık ya da suskunluk…belki salınmak

Bana sıklıkla soruyorsunuz, yoga hayatında neyi değiştirdi, yoga yaptıkça ne oldu diye. Bir çok şey oldu aslında ama hepsini büyük bir çatı altında toplayan bir şey söyle deseniz, anın gerektirdiklerine daha duyarlı yaptı, yapıyor derdim. 

Hatırladığım çocukluk hatıralarımda hiç de öyle sessiz ve çekingen değilim. Hatta aile içinde huysuz, bilmiş ve de cadı diye addedildiğim çok olmuştur. Tatlı cadı bile değil, bildiğiniz cadı! Huysuzdum, cadıydım ama iyi bir öğrenciydim. Böylece susmayı da gayet iyi öğrendim zamanla, dilimin ucuna gelenleri yutmayı, söyleyeceklerimi az ve öz sözle deyiverip sessizliğime geri dönmeyi. 

Bir yayın iki ucuna savruluyormuşum, ya hırçın, ya da suskun. Oysa bana iç huzuru verecek olan, tek bir uca sımsıkı tutunmak değil, o iki uç arasında salınmakmış…Öfke içimde kabarırken sükuneti bulabilmek, ya da kabuğuma çekilecekken fikrimi net olarak aktarabilmek…O ana en uygun yanıtı verebilme becerisi de, durumun sadece ilk aklımıza geldiği şekilde olmayabileceğini, başka olasılıkları da barındırdığını hatırladıkça yeşeriyormuş.

Yoga işte bize bunu yapıyor. O çok zorlandığımız pozda bir nefes daha durdukça, hayatta yapamam dediklerimize bir fırsat verdiğimizde (soğuk kış sabahlarında sıcacık yataktan kalkıp karanlıkta şehrin öteki ucundaki derse gitmek mesela…), sıkı sıkı sarıldığımız kalıplarımıza bir çentik atıyoruz. Orayı düzenli olarak tırtıkladığımızda da altından bambaşka olasılıklar göz kırpıyor bize, havsalamız esneklik kazanıyor. 

Yogada derinleştikçe, günlük hayatta son derece yaşamsal bir işlevi olan zihnin, aslında ne kadar sınırlı olduğunu, takılmış plak gibi bildiği kalıplar içinde alıştığı cevapları verdiğini gördüm. Bunu kendime hatırlattıkça, verdiğim yanıtlar esnedi, hakikate yakınlaştı, kendimi hırpalamalarım azaldı, gönlüme ve gönlümden çıkan sözlerime inancım arttı. Yetişkin hayatında göz önünde olmaktan imtina eden benim, dediklerimi can kulağıyla dinlemeye hazır bir sınıf öğrencinin önüne çıkıp keyifle ders verebilmem, günden güne böyle olgunlaştı. 

Sizler de bunu öyle güzel, öyle içten kutladınız ki! 

Dünyanın farklı farklı noktalarından uzanıp kocaman kollarla kucaklandığımı, desteklendiğimi bana hissettirdiniz. Yüreklendirici sözleriniz, canıgönülden mesajlarınız için hepinize çok ama çok teşekkürler!

Ve bu desteğinizden aldığım ilhamla yeni bir Shadow Yoga Başlangıç Kursu açıyorum. Kasım ayında başlayacak dersler akşam saatlerinde, hem yüz yüze, hem online ilerleyecek. Detaylar bir önceki postta. Çok az sayıda öğrenci alabileceğim bu kursa kayıt olmak için bana yazın: yogayca@gmail.com

Dört sene öncesi…ve kurs duyurusu!

Yogaya ilk defa Shadow Yoga okulunda başladım. Ve ilk dersten, kadim Hatha Yoga ilmini geleneklere saygıyla aktaran bu öğretiye büyük bir sevgiyle bağlandım. Adeta yuvaya dönüş gibiydi.
Anlatayım…
Dört sene önce, tam da bu zamanlar olur muydu, sabahın erken saatlerinde çocuklar okula gidebilir miydi diye tartıp biçiyordum. Blog yazılarını kana kana okuduğum, beni bambaşka diyarlara götüren Mavi Orman’ın yazarı ve Shadow Yoga hocası Defne Suman’ın yeni bir başlangıç kursu açtığı zamanlar…Kayıt oldum. O ilk derse ürkek adımlarla girdiğimi, çıkarken adını koyamadığım, hem tatlı, hem buruk şekerleri andıran karmakarışık hislerle ayrıldığımı dün gibi hatırlıyorum. O gün bugündür de hocamın rehberliği ve tüm kalbiyle açtığı bilgilerinin ışığıyla büyüyorum. 
Zamanla, bende filizlenen yoga sevdası da büyüdü. Ve ben hissettiklerimi başkaları da yaşasın, hocalarımdan bana akan izanı ben de aktarabileyim istedim. Başladım Defne hocamın yanında pişmeye. Bu sene okulumuzun kurucu hocaları ‘Artık öğretebilirsin.’ dediler. Ben de heyecanımı paylaşmak için size yazıyorum. 
İşte bu fotoğraf nedir derseniz, hikayesi böyle bir şey…
💫
Kasım ayında başlayıp Haziran’a kadar Gayrettepe’de düzenli buluşmalarla sürecek bir Shadow Yoga Başlangıç Kursu açıyorum. 
Bu uzun soluklu çalışmanın ilk dönemi 7 Kasım’da başlıyor! 
Yeni açacağımız kurslarımızı detaylı olarak http://www.shadowyogaturkiye.com ’dan duyuracağız.
Sadece 8 öğrenci kabul edeceğim bu kursa kayıt olmak ve sorularınızı iletmek için yogayca@gmail.com’a yazabilirsiniz.

Create your website with WordPress.com
Get started